Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

TARİHİ KÜLTÜREL FON

Türklerin Irak'a ilk girişleri H,54 (M,674) tarihine kadar uzanır. Önceleri bir askeri koloni olarak Irak'ta varlık gösteren Türkler , daha sonraları hilafet merkezini ve halifeyi korumakla görevlendirilmişlerdir. Türklerin Araplara karışmadan çoğalmalarının sağlanması için de Samerra şehri inşa edilmiş ve böylece Türk kolonisinin korunması amaçlanmıştır.

Türklerin yoğun biçimde Türk dalgaları ile beslenmeleri , Selçuklu Sultani Tuğrul Beyin Oğuz boylarından oluşan ordusuyla 1055 'te Irak'a girmesiyle başlamıştır. Irak'taki Türkmen nüfusu Selçuklulardan sonra ,bunların devamı olan Atabeyler döneminde de çoğalmıştır. Bölgede hakim olan bu Atabeyliklerden , merkezi Musul olan ve zenginler adi ile tanınan Musul Atabeyliği (1127-1223) ile merkezi Erbil olan ve adına Begtiginliler de denilen Erbil Atabeyliği (1144-1232) hem kültür ve sanat , hem de Haçlılara karşı gösterdikleri başarılardan dolayı ün kazanmışlar ve parlak bir dönemi simgelemişlerdir.Ayrıca Hamrin Dağları ile Hanekin dolaylarında hüküm süren Türkmen İyvaki Beyliği ile Kerkük'te hüküm süren Kıpçak beyliği ,12 yüzyılda bölgenin kaderine sahip olan hükümetler kurmuşlardır.

14 yüzyılda Irak'taki etnik dokunun Türklerden yana bir görünüş kazandığı ve egemen topluluğun Türkler olduğu biliniyor. Cezayirliler zamanında Bağdat 'in Türk kültürünün önemli merkezlerinden biri haline geldiği söylenebilir. Bu dönemde ülkenin kuzeyinden başlayarak Bağdat'a kadar geniş çapta Türkleşme hareketi görülmüştür. Ayrıca Farsça dan başka Türkçe 'nin büyük rağbet kazanması yine bu dönemde gerçekleşmiştir.

15 yüzyılın başlarında Karakoyunlu Devleti'nin resmi dilinin Türkçe olduğu ve devlet yarlik(ferman) larının Türkçe yazıldığı tespit edilmiştir. Safeviler döneminde de Iraktaki Türklerin nüfusu bakımından güçlendikleri gözleniyor. Zira bu hanedanın etnik kimliği Türktü ve başında bulunduğu devletin altyapısını tamamen Türk olan kültürel doku oluşturuyordu. 1534 te Osmanlı topraklarına katılan Irak ,Osmanlı -Türk kültürünün nüfuzuna girmiştir.

Bir süre tekrar Safevilere geçen bölge 1638 de sultan 4.Murat tarafından geri alınmıştır. Bu sıralarda bölge, Anadolu'dan getirilen Türk boyları ile beslenmiştir. Irak Türkmenleri, birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar ,Osmanlı etkisinin altında kalarak yaşamıştır. Böylece Irak Krallığı'nın kuruluşuna kadar bölge, kesintisiz biçimde Türk egemenliğinde kalmıştır.

 KRALiYET DÖNEMİ(1918-1958)                Genel Bakış

Birinci dünya Savaşının sonuna doğru bölge İngiliz işgaline uğradı. Bu yüzden eskiden Musul eyaleti olarak bilinen kuzey Irak'ın bugünkü Musul, Erbil, Kerkük ve süleymaniye vilayetleri , Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye ile İngiltere arasında çekişme konusu oldu. Zira Irak'ın kuzeyinde yer alan Musul Eyaleti , Misak-i Milli ile tespit edilen Türkiye'nin sınırları içinde kalıyordu. Lozan Konferansı'nda Musul Meselesi , bir neticeye bağlanamayınca , çözümün Cemiyet-i Akvam'a (Milletler cemiyeti) bırakılması kararlaştırıldı. Milletler Cemiyeti 'nin , İngiltere lehindeki kararını önce kabul etmeyen Türkiye, çabalarinin neticesiz kalması üzerine , 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara Andlasmasi'ni imzalayarak, Musul Eyaletinin İngiliz Mandasındaki Irak'a bıraktı.

Irak'ta Türkmenlere siyasi haklarını verilmesi 1920 yılında oluşturulan kabinede Kerküklü bir Türk bakanın yer alması sağlanmıştır. Aslında 1922 de Irak ile İngiltere'nin imzaladığı antlaşmanın 3 maddesi gereğince , çıkarılması tasarlanan anayasada vatandaşlar arasında siyasi farklılıklar gözetilmemesi , okullarda ana dille eğitim yapılması güvence altına alınmıştı. Buna dayanarak hükümet 1925 yılında hazırladığı anayasanın metnini Arapça'dan başka Türkçe olarak da yayınlanmıştı. Aslında Irak'ta cumhuriyetin ilanına kadar , yapılan anayasa değişikliklerinde, vatandaşlar arasında etnik ve siyasi ayrıcalıklar yaratılmıştır. Ne var ki 1933'te son sekli verilen anayasanın 17. Maddesinde yasayla istisna edilmiş hususlar dışında , Irak'ta resmi dilin Arapça olacağı açıklanmıştır. İstisna edilmiş hususlar ise1931 yılında yayınlanan 74 numaralı yerli diller yasası ile belirtilmiştir. Bu kanun gereğince , Kerkük ve Erbil basta olmak üzere , Türklerin önemli yerleşme merkezlerinde ve Türkçe konuşulan bölgelerde , yargılamanın Türkçe olması karara bağlanarak, anayasal güvence altına alınmıştır.

1936 yılında Sadrazam Mahmut Şevket Paşa 'nın kardeşi Hikmet Süleyman'ın Irak'ta askeri bir darbe sonucu hükümet başkanlığına getirilmesinden iki yıl sonra istifa etmesi üzerine, verilmiş olan hakların kaldırılmasına başlanmıştır. Böylece Türkler anadilleri olan Türkçe eğitim ve öğretimden mahrum bırakılmışlardır.

 CUMHURiYET DÖNEMi (1958)

Irak'ta 14 Temmuz 1958 tarihinde yapılan askeri darbe sonucu ilan edilen cumhuriyet, Türkmenler için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Azınlık olarak Türkmenler, Irak'ta artık rol oynamaya başlıyordu. Monarşiyi deviren İhtilal komuta konseyi liderlerinin o tarihte radyoda verdikleri beyanatlarında, Türklerin Irak'ı meydana getiren üç asli unsurdan biri olarak kabul edilmesine ve demokratik bir düzenin kurulacağına sevinen Türkmenler bu yüzden ihtilali samimiyetle desteklemeğe çalışıyordu. Bundan böyle Türkmenler, okullarda anadillerinde eğitim ve öğretim görecek ve Türkçe neşriyat hakkına sahip olacaklardır.

1 şubat 1959 tarihinde Bağdat Türkmence Radyosu adi ile , Türkçe yayın yapan radyonun faaliyetine başlaması , halka seslenen ilk neşriyat olarak, Irak Türklerinin Tarihinde büyük bir asama sayılır. Irak içişleri Bakanlığının 7.5.1960 tarihli izni ile Bağdat'ta Türkmen Kardaslik kulübü (sonradan ocağı) kuruldu. Irak'ta Türkmen cemaatinin hür iradesi ile yönetilen bu kurum, Türklerin resmi temsilcisi olarak , sosyal ve kültürel faaliyetler göstermeğe başladı. Bu kulübün en büyük hizmeti ise , ilk şayisi Mayıs 1961 de çıkan Kardaslik dergisini yayın hayatına geçirmiş olmasaydı. Türkçe ve Arapça olarak çıkan derginin yönetimi de yine hür seçimlere gelen kişiler tarafından yürütülüyordu. Irak Türklerinin kültür tarihinde önemli bir yere sahip bu dergi , ihtilal komuta konseyinin 156 sayılı ve 6 şubat 1977 tarihli kararı ile , Baas yanlısı bir heyete teslim edildi. Böylece dergi, hükümetin güdümüne girerek, o tarihten sonra önemini kaybetmiş oldu.

24 ocak 1970 tarihinde, İhtilal komuta konseyi tarafından Irak Türklerine kültürel haklar tanındı. Buna göre haftalık bir siyasi gazete ile aylık bir edebi dergi çıkarılacak, Türk bölgelerindeki ilkokullarda Türkmence eğitim yapılacak, Türkmen yazarlar birliği kurulacak, radyo ve televizyon yayınlarının arttırılmasına gidilecekti. Verilen bu hakların bir kısmi yerine getirildi, ancak beklenilen bir uygulama biçiminde yönlendirilmedi. Tanınan hakların bir kısmi da bir yıl sonra, yani 1971 de uydurma gerekçelerle uygulamadan kaldırıldı. hakların bir kısmi ise hükümetin müdahalesiyle amacından saptırıldı. Buna karşı boykot yapan Türk öğrencileri , esnaflar ve halk kesiminden bazıları ağır biçimde cezalandirildi.1963 'ten 1974 yılına kadar nispeten sakin bir dönem geçiren ırak Türkleri, bu sefer planlı bir asimilasyonla karşı karşıya kalarak, halkın bir kısmi güneye sürüldü; toprakları ve gayri menkulleri ellerinden alindi. Binlerce medeniyet yüzü görmemiş bedevi Arap, güneyden para karşılığı getirilerek Kerkük'e yerleştirildi. Kerkük'ün ismi değiştirildi ve Kerkük'e iki büyük Türk ilçesi olan Tazhurmati ve Kifri, başka bir Arap vilayetine bağlandı. 1980 yılında kanlı eylemlere geçildi ve Türkmenlerin ileri gelenleri tutuklanarak tek tek idam edildi. Ayni yılda patlak veren Iran-Irak savaşına rağmen, zulüm ve tutuklamalar bütün şiddetiyle devam etti. Irak Türk toplumu 8 yıllık savaş sırasında ciddi manada kırılmıştır. Bugün nice Türkmen aileleri var ki çocuklarının biri cephede İranlı bir müslümanın kurşunuyla ölürken, bir diğer çocuğu da Baas Partisi'nin zindanlarında işkenceden ölmüştür.

Irak Türk toplumu diğer bir haksiz darbeyi Körfez Krizinden sonra yemiştir. 1991 Nisanında Türkmenlerinin Türkiye'ye göç etmeleri sırasında Kerkük ve özellikle Altunköprü şehrinin Türkmen gençleri , insafsızca kursuna dizilerek yüzlercesi evlerinde ve sokaklarda şehit edilmiştir.

Eğer Irak, Türkiye'ye komşu olmasaydı, Türkmenlere uyguladığı baskı bu kadar fazla olmayabilirdi. Irak, Türkmenlerden değil, esas itibarıyla Türkiye'den çekinmektedir. Nitekim bugüne kadar idam edilen yüzlerce Türemene isnat edilen asilsiz suç: Türkiye'ye casusluk yapmak olmuştur.

Esas Irak Türklerinin içine düştüğü çıkmazın ana sebebi, suni olarak çizilen 36 paralelden kaynaklanmaktadır. Bu paralelin Kürtleri Araplardan ayırdığı kesindir. Ancak Türk bölgesini ikiye böldüğü de bir gerçektir. Bu bakımdan Birleşmiş Milletlerin bu husustaki kararının altına imza atan bütün ülkelerin, Türklerin ikiye bölünmesinde vebali vardır. Kaldı ki 36 paralelin üstünde olduğu halde Musul'un güvenlik bölgesine dahil edilmemesi; buna karşılık 36 paralelin altında olduğu halde süleymaniye şehrinin güvenlik bölgesine dahil edilmesi, bu taksimatın yine petrol haritasına göre yapıldığını göstermektedir. Netice itibariyle Birleşmiş Milletler'in bu kararını onaylayan ülkeler, bir taraftan Türklerin bölünmesini, diğer taraftan petrol yataklarının Bağdat tarafından kontrol edilmesini onaylamış olmaktadırlar.

Bu çözüm Türkmenleri ikiye bölmekte, Türkiye topraklarından tamamen koparmakta ve 36 paralelin altında yasayan Türkmenlerin % 75 'nin kendi kaderine ve Saddam'ın insafına bırakmaktadır. Bilindiği gibi su anda Güvenlik Bölgesi içinde yasayan Türkmenler sadece Erbil şehrinde bulunmakta ve toplam Türkmen nüfusunun takriben % 25 'ini oluşturmaktadırlar. Ayrıca Türkmenler ne kuzey Irak'ın bir kürdistan olarak görülmesini ister.Ne de kendilerinin bu bölgede bir Azınlık kabul edilmelerine razı olur.

Ağustos 1997 tarihine kadar yukarıdaki durum aynen deva etmiştir. Bu dönem zarfında Erbil'de yasayan 400.000 civarındaki Türemene çeşitli Türk kuruluşları tarafından yardımlar yapılmıştır. Ancak Erbil'de Türkmen siyasi kuruluşları tarafından kurulan ve sayıları 20'ye yaklaşan Türk okullarının varlığı, bugüne kadar verilen hizmetlerin en yücesi olmuştur. Ancak geçtiğimiz Ağustos ayında aniden Erbil'e girebilen ırak askerleri bu kuruluşların hepsini harabeye çevirmiştir.

Irak yönetiminin geçmiş yıllarda çeşitli gruplara sürpriz sindirme eylemleri uyguladığı dünyaca bilinenin bir gerçektir. Nitekim Irak 'in askeri istihbaratı , yıllar önce dini temayüllerinden ötürü Irak'ın Bağdat , Nece ve Kerbela gibi mukaddes şehirlerinde yerleşen Iran asilli binlerce aileyi bir gecede toplatarak 1979 yılında İran'a sürmüş ve bütün mallarına el koymuştu. Ayrıca Halepçe'ye atılan kimyasal bombaların bıraktığı acı izleri insanlık daha unutmamıştır.

Bugün Kuzey Irak denilince dünyanın aklına hep Kürtler gelmektedir. Türkmen isminin geçmesinin ana sebebi tanıtım eksikliğidir. Irak Türklerinin meselesinin Türkiye'de iyi bilinmesi şarttır; fakat yeterli değildir. Asil dünya kamu oyu, basını, radyo televizyonları, İnsan hakları kuruluşları ve dünya af örgütü gibi müesseselerin bu meseleyi yakından takip etmesi sağlanmalıdır.

İkinci olarak Irak Türklerinin sahip oldukları maddi ve manevi kültürel değerleri mutlaka koruma altına alınmalıdır. Bugün Türkiye'de, Irak'ta ve hatta Azerbaycan'da Türkmen dili, edebiyatı, musikisi, tarihi, sosyal yapısı ve siyasi durumu hakkında çok sayıda araştırmaları yapılmış ve yayınlanmıştır. Ancak bu gidişle korkarız ki bu milli kültür unsurlarımız sadece kitaplarda kalacaktır. Mesela üzülerek söylemek gerekir ki Kerkük'te Osmanlı ve Selçuklu'ya ait hiç bir eser ayakta kalmamıştır. Hatta Sultan Abdülmecit adına yapılan bir bahçenin, İngilizler zamanında mermer tasa ikinci kez yazılmış "Mecidiye Bahçesi" kitabesi bile Baas yetkilileri tarafından yıktırılmıştır. Kerkük'ün tarihi kalesi içinde bulunan halk mimarisinden hemen hemen eser kalmamıştır. Ayni şeyi Musul ve bir ölçüde de Erbil için söylemek mümkündür. En azından ayakta kalan Türk eserleri uluslararası bir projeyle koruma altına alınmalıdır.

Yine bu bölgede Türk dili, şiiri, musikisi ve folkloru yok olmak üzeredir. Bu hususta diğer Türk cumhuriyetleriyle müşterek çalışarak bu değerlerin yok olması önemlidir.

Irak Türkmenlerinin sosyal meselesi içler acısıdır. Körfez Krizinden sonra Irak Türklerinin durumu farklı bir boyut kazanmıştır. Her şeyden önce günümüze kadar bütün şiddetiyle devam eden ambargo, Türkleri perişan etmiştir Bir zamanlar sadece Türk olmayanların dilencilik yaptığı Kerkük ve Erbil'de , yüzlerce Türk dilencilik yapmak zorunda kalmıştır.

Ahlaki çöküntü toplumun her kesimine yayılmıştır. Cinayetler, fuhuş, hırsızlık, rüşvet ve boşanmalar had safhaya çıkmıştır. Kerkük'te yasayan Araplar istediği Türk kızıyla zorla evlenebilmektedir. Gelir düşüklüğünün yanında çiğ gibi büyüyen issizlik, gençleri ya kötü yollara itmekte ya da topyekün Irak'tan kaçmaya zorlamaktadır. Bugün Türkmen ailelerinin ellerine düşse, beşikteki çocuklarını bile Türkiye'ye gönderirler. Türkiye basta olmak üzere dünyanın bir çok ülkesine göç eden onbinlerce Türkmen'in çoğu tahsilli ve meslek sahibi insanlar oldukları halde sahipsiz oldukları için perişandırlar.

Ana Sayfa